Previous
Next

Bayanlar ve Baylar!!! WEB 3.0 karşınızda...

by Cem Kefeli 22. Haziran 2009 12:41

Yeni nesil WEB teknolojileri...

Evet, bir süre önce bir flash gibi patlayan WEB 2.0 konseptinin de yavaş yavaş sonuna geliyoruz artık. Aslında aşağıdaki grafik olayı çok güzel özetliyor. O günlerden bu günlere nasıl geldiğimizi ve WEB 3.0'ın bize ne muhteşem özellikler katacağını elimden geldiğimce anlatmaya çalışacağım. Yazının orta ve sonlarına doğru işin teknik yönü biraz daha ağır basacak. Uzun ve kapsamlı bir yazı dizisi kendinizi hazırlayın :)

WEB history90'lı yıllar...
90'lı yıllardayız... Ortada henüz daha bilgisayar dahi denebilecek makineler nerdeyse yok. Teknolojinin o yıllardan günümüze uzayan en önemli gelişmesi Windows işletim sistemi hiç kuşkusuz. Henüz İnternet kavramı yeni yeni oluşuyor. Kullanıcıların masa üstünden ibaret olan bilgisayar kavramı yerini yıllar sonra çılgınlık haline gelecek olan İnternet'e yavaş yavaş bırakıyor. Web siteleri irili ufaklı yavaş yavaş belirmeye başlıyor. Zaman geçtikçe WEB portallar gün ışığına çıkıyor... WEB üzerinden çeşitli içeriklere ulaşmamızı sağlayacak arama motorlarının ilkelleri, öncüleri bizler ile buluşuyor. O zamanlar bir arama motoru şimdiki gibi, yapılan her bir arama için dünyayı bilmem kaç derece ısıtır halde de değil. Bakınız Google...:) İşte bu aşamada WEB 1.0 ile de tanışmış oluyoruz. HTTP protokolü artık WEB dünyasını bizlere sunuyor. WEB dünyasının en önemli parçasını oluşturan HTML(Hypertext Mark-up Language) teknolojinin hizmetine sunuluyor. Bu yapılar bizlere o günün koşullarında statik WEB konseptini fazlasıyla sunuyor. Aslında HTML demek WEB'in kendisi demektir. HTML demek WEB konseptinin en değerli yapıtaşı demektir. Unutmamak gerekir ki sunucu taraflı çalışan kodların da hedefi HTML çıktılar üretmektir. WEB tarayıcılarımızın anladığı dil ise HTML ve HTML içerisine gömülü bazı kodlardır. Fakat HTML kullanıcıların etkileşimli bir şekilde WEB siteleri ile buluşması için gerekli teknolojik alt yapıya mimarisi gereği sahip değildir, çünkü kullanıcı taraflı bir kodlama dilidir. Ve gün geliyor server taraflı bazı yazılım dilleri kullanılarak kullanıcı etkileşimli WEB sitelerinin oluşturulması alt yapısına da başlanmış oluyor.

CGI, ASP
CGI(Common Gataway Interface), ASP(Active Server Pages), PHP(Hypertext Preprocessor), JSP(Java Server Pages), JSF(Java Server Faces), Java Servlets gibi server taraflı diller ile artık kullanıcıların da sizlerin sayfasına birşeyler katabilmesini sağlar oluyorsunuz. Kullanıcılardan veriler toplayıp bu verileri sunucu taraflı bu diller ile işleyip kullanıcılara raporlamayı yine bu diller yardımı ile yapabiliyorsunuz. İleride bütün dünyanın çılgınlar gibi WEB kodu yazmasına yarayacak ASP.NET teknolojisinin annesi ASP işte bu yıllarda, 1996 yılında duyuruluyor. Bu aşamada ASP ile ilgili detaylı bilgi vermek isterim, çünkü WEB teknolojileri için çok değerli olduğuna inandığım sağlam bir yeri var. 90'lı yılların sonlarına yaklaşırken ben de ASP scriptleri ile oldukça fazla vakit geçirmiştim. WEB yazılım diyince en güzel şekilde akla gelebilecek teknolojinin ASP olduğu günlerdi. 1997'de ASP'nin ikinci sürümü ve bununla beraber de Microsoft IIS(Internet Information Server) 4.0 duyuruldu. IIS web yazılım ile ilgilenen herkesin bildiği bir WEB sunucu yazılımıdır. Microsoft tarafından geliştirilmiştir ve şu an da günümüzde 7.0 versiyonu popüler olarak hala kullaılmaktadır. IIS 7.0 Windows Server 2008 ile birlikte 2008 yılında duyurulmuştur. ASP'nin son versiyonu ASP Version 3 adı ile 2000'li yıllarda duyuruldu ve bu aşamadan sonra yerini öz ve öz evladı ASP.NET'e bırakmak üzere kendi köşesine çekildi. Günümüzde ASP kullanılmıyor değil, hatta yaygın bir şekilde kullanılıyor da. Ama bu kullanım derecesini tabi ki uygulamanın kompleksliği belirler durumda. Çok gelişkin uygulamalarda tercih edilmediği bir gerçek.

PHP
ASP'nin WEB geliştiricilerin hizmetine sunulduğu yıllarda ortaya çıkan bir başka server side dil ise PHP'dir. İlk versiyonu 1995 yılında PHP 1.0.0 adı ile duyurulmuş ve günümüze kadar uzanarak PHP 6.0.0 versiyonuna kadar ilerlemiştir. PHP perl, C ve Java ile yakın benzerlikler gösteren bir scripting dili ile kodlanmaktadır. Tıpkı ASP'nin visual Basic ile çok yakın benzerlikler gösteren ASP scripting ile kodlanması gibi. Bütün server side scripting dilleri kendisini bir ana ve genel kabul görmüş yazılım dilinden türetmektedir. Tabiki arada yazılımın WEB tabanlı olmasından kaynaklanan farklılıklar da olması kaçınılmazdır ve artık kendisine özgü kendi isimleri ile anılan yeni bir yazılım dilidirler. Bu iki dil de çıktığı ilk günden itabaren bazı felsefe akımları altında kalmıştır. Öyle ki PHP Linux ile ASP ise Microsoft ile özdeşleşmiştir. Çünkü duyuruldukları komiteler bu Windows ve Linux işletim sistemleri üzerindeki WEB serverları kullanarak dillerin gelişimini tamamlamışlardır. Zaten Visual Basic Microsoft'un öz evladıdır ve ilk sürümü 1987 yılında duyurulmuştur. PHP her zaman açık kaynak kod ve GNU felsefesini benimsemiştir. ASP ise yıllar yılı Microsoft'un geliştirdiği WEB servarlar dışında makinelerde dahi çalıştırılamaz durumdadır. PHP ise Windows işletim sistemlerinde dahi kolayca ve neredeyse sorunsuz çalışmaktadır. Neredeyse diyorum çünkü hala bazı buglar bulunmnakta ve sürekli iyileştirilmesi yapılmaktadır. Hem ASP hem de PHP ile birçok uygulama yapmış birisi olarak aslında şunun için ASP bunun için PHP demekte zorlanıyorum. Öncelerden host edecek PHP server bulmak zor olduğu için ASP'ye olan olan ilgimin daha fazla olduğu bir gerçek. Fakat günümüzde böyle bir sınırlama da kalmamış durumda. Unutmadan PHP kodlarınızı çalıştırmak için Apache WEB server kurmanınz gerekmekte. Aslında bu işi yapabilen farklı mimaride serverlar da gelişti zamanla ama içlerinde başı çeken Apache WEB server'dır. Benim de kodlarımı yazarken sürekli kullandığım bir yazılımdır.

JSP, JSF, Java Servlets
ASP ve PHP'nin yanında server side scripting diyince atlanmaması gereken bir diğer teknoloji ise SUN System'in iyi ki geliştirdiği JSP, JSF ve Java servlet teknolojisidir. İlk olarak Java Servlet'ler 1.0 versiyonu adı altında 1997'de duyurulmuştur. Jave Servlet'ler en genel anlamda HTTP request'lerini alıp bu istekleri işleyen ve bu girdilere göre uygun response'lar üreten birer nesne olarak düşünülebilir. Server tabanlı yazılımlar hiçbir zaman istemcilere direk olarak ulaştırılmaz. Java Servlet'ler de bu şekilde birer mimariye sahiptir. İşin özü olarak 'Serverlara iş yaptıran kod parçacıkları' olarak özetlenebilirler. Servlet'lerin içerisinde salt HTML ya Java olmayan kodlar yer alamaz. Servlet'ler daima Java kodlarından oluşturulmaktadır. HTML kodlar ise bu Java kod blokları arasına gömülerek istemciye ulaştırılır. İşte Java Servlet'lerin JSP'lerden en farklı yönü de budur aslında. Çünkü JSP ler içerisinde doğrudan HTML kodu yazılabilir. Java kodları ise JSP'ler içerisinde yalnızca özel kod blokları içerisinde kullanılabilmektedir. JSP'ler birer scripting dili olarak düşünülebilir ama Java Servlet'ler birer scripting dili değillerdir. JSP'ler ASP ve PHP gibi diller ile aynı kategoride yer alabilir fakat Servlet'lerin bu çeşit teknolojilerde başka bir karşılığı bulunmamaktadır. JSF'ler ise JSP teknolojisi üzerine kurulmuştur fakat farklı bir mimariye sahiptirler. JSP'ler ile klasik sürükle bırak mantığı ile görsel design yapmak mümkün değildir. Her bir görsel öğe kod içerisinde itina ile yerleştirilmelidir. Bunlar birer form öğesi olabileceği gibi basit bir tablo yapısı dahi olabilmektedir. JSP'lerde yapı bir modül için tüm kodların aynı dosya içerisinde tutulmasına dayanmaktadır ve JSP kodları hiçbir şekilde derlenmemektedir. Runtime sırasında tüm kod blokları o an çalıştırılmaktadır. JSF'de ise olay farklıdır. Design görünümü ve kod bölümü(Kod behind) farklı dosyalarda tutulmaktadır ve artık kodlarınız derlenmektedir öyle ulu orta da görünmemektedir. Bu aslında çok önceleri ASP kodu yazarken duyduğum çok büyük bir sıkıntıydı. yazdığınız ASP kodunu ücretli olarak satsanız dahi adama source kodunuzu da vermiş oluyordunuz. Gerçi bu iş için sunucu tabanlı bazı encoding/decoding uygulamaları vardı ama onlarda ücretli olduğu için çoğu zaman kullanılmıyordu. ASP.NET ve JSF'in en güzel yanı artık bir Code Behind'a sahip olması ve source kodlarınızın güvende olması. Java Servlet'lerin ve JSP/JSF'in ise sunulduğu ortam Tomcat Server'dır.

Flash
90'lı yılların bir diğer önemli gelişmesi ise WEB'e canlık katan Flash teknolojisinin Macromedia Systems tarafından 1996 yılında sunulması oldu. İleride aklınıza gelebilecek envai çeşit animasyon, oyun ve uygulamanın gözde platformu Flash bu yıllarda geliştirildi. O yıllardan bu güne oldukça fazla şey de değişti tabi ki Flash'ın bu uzun yolculuğu sırasında. Kendi yaratıcısı olan ve 1992 yılında kurulan Macromedia tüm bu teknoloji ile ilgili haklarını 2005 yılında Adobe Systems'e bıraktı ve artık Flash ismi Adobe ile birlikte anılır oldu. Flash geçen bu süre içerisinde kendi scripting dili olan Action Script'i geliştirdi. Action Script 1.0 dan başlayan yolculuk günümüze gelene kadar Acion Script 3.0 a kadar uzandı. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, şimdiye kadar söz ettiğim teknolojiler arasında belki de en çok zorlandığım flash uygulamalarıdır. Flash ile daha önce birçok kez animasyonlar, menüler, full web sayfaları ve hatta ufak tefek programcıklar da yaptım, kullanıcıları tarafından beğenildiler de, kabul de gördüler. Fakat çok fazla zorlandığım bir gerçek. Çünkü Flash teknolojisi bir kodlama dili içerdiği gibi asıl olarak da bir görsel dizayn içermektedir. Görsel dizayn yapmak ise bambaşka birşeydir. Öyle oturup 1000 satır java kodu belki birkaç saatte yazabilirsiniz ama dizayn işine girince yeteneğiniz yoksa o saatler size dar gelmeye başlar. İşte tam bu noktada karşımıza bambaşka bir dünya çıkıyor. Her zaman söz ettiğim ve vurguladığım web tasarım ile web yazılım arasındaki fark işte tam bu noktada karşımıza dikiliveriyor.

SQL, PL/SQL, Hibernate, LINQ
Uzun zamandır gerek masaüstü gerekse WEB uygulamaları içerisinde veritabanları ile uğraşan birisi olarak çok rahat söyleyebilirim ki neredeyse en az gelişim gösteren alanlardan birisi SQL'dir. (Bu noktaya sonra tekrar geri döneceğiz.) Ben veritabanı yolculuğuma 90'lı yılların sonlarında ASP scriptleri ile uğraşırken Microsoft'un MsAccess veritabanı yapısı ile başladım. MsAccess'e aslında veritabanı demek diğer büyük teknolojileri düşündüğümüzde biraz gülünç kalıyor. Tabi ki XML denilen müthiş şeyi de burada anımsamak gerekir :) Çünkü o da tıpkı MsAcsess gibi server based bir veritabanı yapısı değil. Veritabanı dediğin şey benim gözümde server based olmalıdır :) Tıpkı MySQL gibi, MsSQL gibi, Oracle gibi... Veritabanı kullanıcıları arasında geçmişte yaygın olarak kabul görülen bir anlayış vardı, her ne kadar günümüzde böyle sınırlamalar kalmamış olsa da. Bu anlayışa göre PHP MySQL ile, ASP ve microsoft teknolojileri ise MsSQL ile özdeşleşmiştir. Benim de veritabanı yolculuğum aynen bu şekilde ilerledi. PHP kodlarımı yazarken genellikle MySQL server kullanıyorum. Microsoft tabanlı teknolojilerde ise MsSQL'i kullanmaya olabildiğince gayret ediyorum. Gayet ediyorum çünkü Microsoft'un durumu malumunuz. Kendi sevmediği teknolojiler ile olan birliktelikler her zaman sorunlu olmuştur Microsoft dilleri için. Şu anda gezmekte olduğunuz web sayfamın alt yapısını da yine MsSQL server oluşturuyor çünkü kodlama için C#.NET kullanıyorum :)

Yazının başına dönersek, en az gelişim göstermek demekten kastım veritabanı ve veritabanı mimarileri değil. Bu mimarilerin veri işleme için kullandıkları SQL sorgucuklarının niteliği. Bu süre içerisinde tabi ki veritabanı mimarileri için oldukça ciddi gelişmeler yaşandı ama SQL yine bildiğimiz SQL. Her ne kadar yapısal olma yönünde bazı ilerlemeler yapılmış olsa da. Örneğin Oracle'ın 'Ben yapısal bir SQL dili geliştirdim, adını da PL/SQL(Procedural Language/Structured Query Language) koydum.' demesi gibi. PL/SQL'in dünyaya gelme mantığı yapısal dil özelliklerinin biraz olsun SQL içerisinde kullanlabilmesi isteğidir. Bu amaçla değişken kullanımı, Tetikleyici(Trigger) ve Saklı Yordam(Stored Procedures) kavramları kullanıcıların hizmetine sunulmuştur. SQL ve veritabanı erişimi dünyasında bence en büyük ve heyecan verici gelişme ise 2000'li yılında Hibernate teknolojisinin duyurulması ile kaydedildi. Hibernate veritabanı yazılımcılarına şimdiye kadar alışılagelmedik birşey sunuyordu. Artık klasik SQL sorgucukları kullanmak yerine ilgili veritabanı tablosuna ait ve onun tüm özelliklerini taşıyan sınıflara işler yaptırılıyordu. Yani aşağıdaki örnekte verdiğim gibi SQL sorgucuğu yazmak yerine bir sınıfın ilgili değişkenini set ettikten sonra yalnızca save ya da update işlevi gören bir methodu çağırmanız INSERT/UPDATE işlemi için yeterli olacaktı.

SQL sorgucuğu ile INSERT;
VeriBaglantim.executeUpdate( "INSERT INTO KISILER VALUES ('Cem', 'Kefeli', 26, 'email[et]mailserverim[nokta]com')");

Hibernate ile INSERT;
KISI.Ad = "Cem";
KISI.Soyad = "Kefeli";
KISI.Email = "email[et]mailserverim[nokta]com";
KISI.Yas = 26;
session.saveOrUpdate(
KISI);

Java Hibernate'i duyurduktan kısa sayılabilecek bir süre sonra Microsoft da LINQ teknolojisini duyurdu. Çünkü zamanında Java'da gördüğü geleceği yine aynı şekilde Hibernate'te de görmüş olsa gerek. LINQ Microsoft'un kendi tool'larında ve yazılım geliştirme ortamlarında kullanmak için oluşturduğu Hibernate teknolojisinin mantığını olduğu gibi koruyan bir yapıdır. Microsoft .NET yazılım geliştiricilerinin kısa zamanda büyük ilgisini çeken, benim de veritabanı uygulamalarında artık sıklıkla kullandığım(Sizin de kullanmanızı şiddetle tavsiye ettiğim.) bu özellik Visual Studio ortamına .NET Framework 3.0 ile birlikte kazandırıldı.

WEB Spectrum2000'li yıllar...
Java, JavaScript, AJAX, WEB 2.0, JVM, Microsoft .NET
2000'li yıllara yaklaşırken WEB'in önemli bir yapıtaşı olan Java, JavaScript artık bizleri selamlıyor. Aslında az önce de Java'dan bahsettik ama JavaScript farklı bir şeydir. WEB 2.0 da aslında Java yardımı ile oldukça hızlı bir şekilde yol alıyor. Dinamik içerikli WEB sayfaları oluşturulmaya başlanıyor. Sağda solda hareket eden menüler, refresh getirmeden kayıt alabilmemizi sağlayan AJAX yapıları ile hep WEB 2.0 sayesinde tanışıyoruz. Aslında birçok kişinin gözünde WEB 2.0 demek AJAX teknolojisinin doruğa ulaştığı an demek. AJAX ise JavaScript'in doruk noktada kullanılması demek. AJAX sayesinde işlerini daha kolay ve daha verimli halledebilmek demek. Sunucu taraflı yazılımı kullanıcı taraflı yazılım ile aynı potada eritebilmek demek... Java SUN Systems tarafından teknolojiye sunulduğu ilk yıllarda 'Kodunu bir kere yaz, derle, sonra istediğin platforma taşı!!!' sloganı ile büyük bir patlama yaptı. Masaüstü uygulamaları için hayal edilemeyecek bir güzellik demekti bu. Çünkü bu daha önceleri çok konuşulagelmiş birşey demek değildi. Bu, yazdığınız kodu derledikten sonra hiç dokunmadan hem Windows, hem Linux hem de diğer işletim sistemlerinde çalıştırabilmenize olanak sağlandığı anlamına gelmekteydi. Bir kodun derlendikten sonra birçok platformada çalışabilmesi çok muazzam birşeydi ve farklı da bir mimari gerektiyordu. İşte bu mimari beraberinde JVM(Java Virtual Machine)'yi bizler ile tanıştırdı. Java kodları derlendikten sonra direk olarak makine diline çevrilmemektedir. JRE'nin yorumlayabilmesine olanak sağlayabilmek amacı ile bir ara dil olan ByteCode'lar ile ifade edilmektedir. Bu ByteCode'lar JRE'nin kurulu olduğu makine tarafından yorumlanmakta ve JRE'nin üzerinde koştuğu makineye özgü olarak işletim sistemine uygun bir şekilde makine kodu olarak çalıştırılmaktadır. İşte yıllar sonra Microsoft .NET'in C#'ı tanıtırken kullanacağı ve kendisine model olarak alacağı mimari de JRE mimarisi üzerine kurulacaktı.. Microsoft'un Java'daki dehşet potansiyeli anlayıp 'Ben de J# diye birşey yaptım.' demesinin ardından SUN ile mahkemelik olup J# sevdasından vazgeçmesine ama C# ile asıl istediğini fazlasıyla almasına uzayacak bir sürecin tetikleyicisi olarak 'JAVA' kendisini tarihe altın harfler ile yazdıracaktı.

Web servisleri, SOAP , WSDL, RSS, ATOM
WEB 2.0 ile birlikte WEB servisleri de muazzam kullanım olanakları sunmaya başladı. Sun tarafından 2002 yılında ilk sürümü yayınlanan WEB servisleri çok ama çok kısa zamanda genel bir kabul gördü ve sıkılıkla kullanılır oldu. WEB servisleri, ortak bir havuza farklı uygulamalardan WEB tabanlı olarak veri paylaşımının sağlandığı muazzam bir teknoloji. C# ile yadığınız bir masaüstü uygulaması ile Java ile yazdığınız bir WEB uygulaması arasında kolayca veri paylaşımı sağlamak için böyle bir teknoloji ilaç gibi yetişti. Örneğin http://sipinjector.cemkefeli.com/ adresinden indirebileceğiniz SipInjector isimli java tabanlı yazılımım kullanıcı hesabı bilgilerinin sorgulanabilmesi amacı ile yine C# ile yazdığım bir web servisini kullanmaktadır. WEB servisler ile birlikte SOAP(Simple Object Access Protocol) ve WSDL(Web Services Description Language) kavramları da tarihte yerlerini almış oldular. WEB 2.0 ile birlikte uygulama düzeyinde gerçekleşen belki de en önemli uygulamalar bloglar ve Facebook, Twitter gibi daha nice örneği bulunan sosyal paylaşım siteleridir. Facebook günümüzde artık bir çılgınlık haline gelmiştir. Ayrıca Facebook gibi uygulamaların hepsi WEB 2.0'ın getirmiş olduğu tüm yeniliklerden fazlasıyla yararlanmıştır belki de bu kadar ilgi çekmesini WEB 2.0 teknolojilerine borçludurlar. Aslında WEB 2.0'ın bizlere sunduğu temel özellik paylaşım ve daha kolay paylaşımın çok daha efektif bir şekilde yapılabilmesidir. Bu bağlamda RSS(Really Simple Syndication) ve ATOM, içeriklerin paylaşılması, içeriklerin senkron edilmesi için çok önemli bir yapıtaşıdır.

OpenID, SaaS
WEB 2.0'ın sosyal paylaşım için çok önemli olduğundan bahsetmiştik. Sosyal paylaşım siteleri ve üye olmamız gereken WEB sitesi sayısı o kadar çok arttı ki hesaplarınızın artık ortak bir konsoldan yönetilebilmesi ihtiyacı doğdu. İşte bu aşamada da OpenID kavramı imdadımıza yetişti. OpenID ile oluşturulan bir hesabınızı kullanarak aynı kullanıcı adı ve şifre ile birçok WEB sitesine girmek ve üye kaydı yapmaya gerek kalmadan işlem yapmak mümkün olmaktadır. Henüz çok yaygın ve gelişmiş olmasa da OpenID ilerisi için gelecek vaad eden güzel ve gerekli bir uygulamadır. WEB dünyasındaki bu akıl almaz ilerleme beraberinde masaüstü ugulamalarının da WEB'e taşınması, uygun olan otomasyon sistemlerininin ve diğer uygulamaların WEB üzerinden sunulması fikrini doğurdu. SaaS(Software As A Service) işte bu fikir sayesinde doğdu. SaaS bizlere 'Eğer office programları kullanmak istiyorsanız masa üstünüze bir yazılım kurmanıza gerek yok, ben bu hizmeti size WEB üzerinden veririm.' gibi çok hoş bir slogan ile merhaba dedi ve miladı olan 2002 yılından bu yanda da bu söyledikleri hakkında oldukça fazla şey yaptı sözlerini tuttu. SaaS çok önemli bir ilerlemedir. SaaS şu anda adeta yavaş yavaş emekleme başlayan, gelecek seneler ile birlikte koskoca bir deve dönüşecek teknolojidir. SaaS ile ilgili detaylı bilgiyi buradaki yazılarımda bulabilirsiniz.

2010'lu yıllar...
WEB 3.0, Semantik WEB
WEB 3.0WEB 3.0 ise WEB'in bize şimdiye kadar sunduklarının çok çok ötesinde şeyler vaad ediyor. Aslında zaten gün itibari ile WEB 2.0 dahi çok fazla oturmuş ve haklı yerini bulmuş değil ama geleceği bu günden oluşturmaya çalışan sağlayıcılar kolları sıvamış durumda. Her yerde "WEB 3.0'a hazır mısınız?" şeklide yazılar mevcut.. WEB 3.0 türdeşlerine göre bir adım daha ileri gidiyor ve teknolojiler arasındaki birleşmiş dünyayı ayaklarımıza getiriyor. Bunu yaparken gerçek zamanlı veri kullanımından da oldukça faydalanıyor. Yandaki resim WEB 3.0 konsepti altında için yapılan bir uygulama. Siz elinizde PDA dolaşırken WEB üzerinden yapılan sorgular ile konumunuza bağlı mekan bilgileri pat diye sağda solda beliriyor. "Bu ev kiralık, şu ev satılık, şurda böyle bir restorant var ve menüler de şunlar şunlar" şeklinde... Yani adeta sizinle konuşur gibi ortam hakkında bilgi veriyor. Akılı teknolojilerin güzel bir uygulama alanı olmuş. WEB 3.0 ile birlikte Semantik WEB kavramı da hayatımızdaki yerini alıyor. Bir süre önce Yeni nesil arama motoru Wolfram hakkında şuradaki adreste(Wolfram Google'ı tahtından indirebilir) bir yazı yayınlamıştım. Wolfram arama olayına günümüzün klasik arama motorları gibi yalnızca istenen kelime ya da kelime grupları nerelerde geçiyor gibi bir yaklaşım ile yaklaşmıyor. Aksine verilen bilgiyi özümseyip buna uygun bazı çıkarımlar yapıyor. Yani verdiğimiz kelimeleri aramak yerine ne istediğimizi 'algılamaya' çalışıyor ve bize farklı önerilerde bulnuyor. İşte Semantik WEB kavramı da tam olarak bu demek. Sizin WEB ile konuşup derdinizi ona anlatabilmek demek. Bu sayede siz karşınızdaki uygulamaya derdinizi anlatıyosunuz. Örneğin 'Bir su parkı arıyorum, havuzdan çıktıktan sonra da bir Meksika restorantında yemek yesem iyi olur ama İtalyan yemekleri de olur.' diyorsunuz karşınızdaki uygulama ise size istediğinizin ne derece mümkün olduğunu sonuçları ile birlikte veriyor. Şu anda çok ütopik görünen bu özellikler çok ama çok yakında WEB 3.0 ile birlikte bizler ile buluşacak. Hazır mısınız? Çünkü WEB 4.0 çok yakın...

Yorum ekle

biuquote
  • Yorum
  • Canlı önizleme
Loading

Hakkımda...

Cem KEFELİ

Electronics and
Telecommunication Eng.
devamı...


Son yapılan yorumlar...

Comment RSS

Yasal bir uyarı...

Disclaimer"Bu web sitesinde görmüş olduğunuz bilgilerin, dokümanların ve diğer materyallerin kullanılmasından doğabilecek hiç bir sorumluluktan site sahibi sorumlu tutulamaz. Web sitesi içerisinde yer alan yazılar, yorumlar, resimler ve diğer tüm içerikler yalnızca sahibinin görüşünü yansıtmakta olup içeriğin sahibi kişilerin çalıştığı kurumları bağlayıcı hiç bir nitelik taşımamaktadır. Yapılan tüm alıntılar mutlaka kaynak gösterilerek verilmeye çalışılmaktadır. Web sitesi içerisinde bulunan ilgili materyaller, ilgili yasal kurumlar tarafından uygun görülmemesi durumda kaldırılacaktır."
General