Uluslararası basın ajansları 2008 İran yılı diyor. İran uzun yıllardır tehtid altında. Amerikan basını yıllardır Dünya kamuoyunu İran'a karşı bir askeri operasyon için hazırlıyor. 16 Amerikan istihbarat teşkilatı İran'da nükleer silah olmadığı sonucuna vardı ama tehtidler durmuyor. İran'a askeri müdehale yanısıra başka tehtidler de gündemde. Batılı örgütler İran'a yumuşak girişi tartışıyor. Yumuşak giriş basın ve televizyonlarla, sivil toplum kuruluşlarıyla, sinema filmleriyle, müzikle, modayla gerçekleştiriliyor. Yoksul zengin arasında açılan uçurum, Batı'nın elindeki etnik kart ve baskıların yol açtığı bunalım da İran'ı yoruyor. İşte binlerce yıllık komşumuzdan son gözlemler... Tahran'da siyasiler, aydınlar ve halkın düşüncelerinden örnekler...
Propaganda makinesi binlerce yıl önceye gitmişti. Geçen yıl Berlin Film Festivali'nde büyük ilgi gören 300 Spartalı adlı filde barbar Pers orduları 300 Spartalı tarafından tarumar edilmişti. Son zamanlarda sinema, basın yayın organları İran karşıtı yayınlara hız vermişti. Bush'un Ortadoğu gezisi batılı psikolojik harp harekatı eşliğinde gerçekleşti. George Bush Ortadoğu gezisine İsrail'den başladı. Ben Gurion Havaalanı'nda büyük güvenlik önlemleri altında Bush'la kucaklaşan İsrail Cumhurbaşkanı Peres şöyle konuşacaktı.
Şimon PERES: "Kendi özgürlüğünü kazandıktan sonra başkalarına özgürlük kazandırmaktan vazgeçmeyen büyük ülkenin lideri, büyük dost George Bush! İsrail topraklarına Hoşgeldin!!"
George Bush havaalanında kendisi için kurulan kürsüden Peres'i yanıtladı.
Geoerge W. BUSH: "Burada, kutsal topraklarda, barış ve özgürlük için yeni fırsatlar görüyoruz."
Görüşmelerde iki lider İran'ı konuşacaktı. İsailli yetkililer Amerikan cumhurbaşkanı'na bir İran dosyası sunacaktı. Gezinin sonunda yetkililerden belirgin bir mesaj çıktı. Sünni Araplar Şii İran'la çatışacaktı. Ayrıca Arap sermayesi yeniden kazanılacaktı. Çünkü Amerikan ekonomisi zordaydı. Amerika'nın en büyük bankası City Bank 18 milyar dolar zarardaydı. Dolar zor durumdaydı. Sosyal güvenlik, sağlık, eğitim, dış politika hiç olmadığı kadar çıkmazdaydı. Irak ve Afganistan bataklığı Amerika'yı zorlamaktaydı. Amerika İran'da yeni bir cephe açmalıydı. Dünyanın en borçlu ülkesi Amerika, İran'a demokrasi götürmeli, kazanç sağlamalıydı.
Bush dört yıl evvel İran'ı şer ekseninde ilan etmişti. Amerika İran'ı potansiyel düşman olarak nitelemişti. İran İslam Cumhuriyeti Sözcücü Muhammet Hüseyni'ye tehtidi nasıl algıladıklarını sordum.
Banu AVAR: "2008 yılında İran yılı olduğu söyleniyor. Amerika İran'ı bombalamaktan söz ediyor. Bu konuda ne düşünüyosunuz. Bu bir blöf mü sizce?"
Muhammed Ali HÜSEYNİ: "Biz ciddi bir tehtid algılamıyoruz.
Amerikanın tavrı kendi özel durumundan kaynaklanıyor. Afganitan'da ve Irak'ta bir batağa saplanmış durumdalar. Yeni bir krizi ne iç ne dış kamuoyuna anlatamazlar."
Amerika dört yıl boyunca İran'ı nükleer silah üretimi ile suçlamıştı. Ama geçenlerde bu iddia Amerikan Ulusal İhtihbarat Konseyi tarafından yalanlandı. Amerikan Ulusal İshihbarat Konseyi, CIA dahil, 16 Amerikan istihbarat örgütünden oluşmaktaydı ve 3 Aralık 2007'de İran'ın nükleer niyetleri ve yetenekli adlı bir rapor yayınladı. Raporda şu sözler yer almaktaydı;
"İran nükleer silah üretimini durdurmuştur ve halihazırda nükleer silaha sahip değildir." Rapora ilk tepki İsrail'den geldi;
"Amerikan ulusal İstihbaratı raporlarında ne yazmış olursa olsun İran'ın bir tehtid olduğunu büyük dost George Bush'a anlattık." Ehud OLMERT
Sıra medyadaydı, çelişkili görüşler ortaya serildi. Guardian, Newsweek, National Review, Wall Street istihbarat raporlarından sonra İran'a askeri operasyonun zora girdiğinden dem vurdu. Ayrıca Irak bataklığı Amerika'yı zorlamaktaydı. Profesör Hasan Abbas Batı'nın mesnetsiz tehtidlerine alışkınız diyordu.
Hasan ABBAS: "Amerika 2004'den 2008'e kadar her yıl İran'a saldıracağına dair iddialarda bulundu. Bu sadece bir tehdittir. Avrupa Parlementesu dönem dönem İran'a geliyor, heyetler gönderiyor. Geçen sonbaharda İsviçre Parlementosu'ndan bir heyet gelmişti. Heyetten biri bir mülakatında bize sorun nükleer faaliyetleriniz falan değil. Sorun oturup İsrail'le onu tanıma noktasında müzakere etmemeniz dedi."
Press TV genel müdürü Doktor Sarafras, sorun isteklerine boyun eğmememiz demişti.
Muhammed SARAFRAS: "Amerika, ben bir süper gücüm. Ben ne dersem kabul edeceksin diyor. İran da ben bağımsız bir ülkeyim diyor. İşte batıyla, Amerika'yla, Avrupa'yla aramızda olan biten bu."
İran Orta Doğu'nun kalbiydi. Bölgenin en güçlü ülkelerinden biriydi. Dünyanın petrol rezervlerinde Suudi Arabistan'dan sonra ikinci sırada. Dünyanın Rusya'dan sonra en fazla doğalgaz üreten ülkesiydi. 29 yıl önce Amerika ve İsrail'i diplomatik olarak tanımayacağını ilan etmişti. Avrupa'nın büyük ülkeleri, İran'a bir askeri operasyon yerine içerdeki reformaların desteklenmesini öneriyordu. Rejim bu yolla yumuşatılabilirdi. Hükümet sözcüsü Muhammed Ali Hüseyni'ye yumuşak müdahaleyi soruyorum.
Banu AVAR: "Yumuşak devrimi sormak istiyorum. George Saros turuncu devrim diye niteliyor bunu. Devrimle hükümetleri değiştiriyorlar. Televizyonlarımıza, Üniversitelerimize giriyorlar. Kültürümüzü değiştiriyorlar. Bizim ülkemizde, Türkiye gibi ülkelerde, ve bütün Ortadoğu'da yumuşak bir girişi planlıyorlar. Demokrasi ve insan hakları ağızlarından düşmüyor. Bu yumuşak zehirle nasıl mücadele ediyorsunuz."
Muhammed Ali HÜSEYNİ: "Başta İran olmak üzere birçok İslam ülkesi, Batı ülkelerinin kültürel saldırısı karşısında bulunuyor. Onlar daha çok ülkenin gençlerine yönelik çalışıyorlar. Kendi kültürlerini dayatıyorlar. Bunu da muhtelif vasıtalarla, medyayla, televizyonla, sinemayla, bazı sivil kuruluşlarının faaliyetleriyle aşılamaya çalışıyorlar."
Tüm kitle iletişim araçları İran'a karşı kullanılacaktı. Kitleleri etkileyen en önemli araçlardan biri sinemaydı. Ünlü 300 Spartalı filmi İsrail'in Lübnan'da aldığı yenilginin hemen ardından yapıldı. Nükleer silahlara sahip koca İsrail Ordusu bir avuç Hizbullah tarafından geri püskürtülmüştü. 300 Spartalı bu yenilgiye Hollywood'dan bir cevaptı. Filmde iyi eğitilmiş 300 Spartalı, yani Antik Yunanlı asker, iki buçuk milyon Persli'yi darma dağın ediyordu. Filme göre Pers İmparatorluğunun yenilgisi tüm medeni dünyayı yani Batı'yı birleştiriyordu. Ayrıca Persler'in yenilgisiyle dünya demokrasiyle tanışıyordu. Senaryo İran'ın kurucuları Persler'in barbar ve cahil olduğunu, koca ordularının beş para etmediğini vurguluyordu. Batılı halkların temelini oluşturan Yunanlılarsa cesur ve asildiler. Bir tanesi ordulara bedeldi. Batı basını haftalarca 300 Spartalı'dan bahsetti. Tüm Dünya gençleri bu filme tarih hakkında fikir edindi. İşte propaganda makinası bu demekti.
İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedi Nejat batı medyasının taktiklerine dikkat çekiyor;
"Batı medyası şimdi de işgalcileri kurtarıcı, mazlum halkları tererist olarak gösteriyor." Mahmut Ahmedi NEJAT
Tüm Dünya'da televizyon en etkili araçlardan biriydi. Dünya halkları haberleri belli başlı batılı haber ajanslarından alıyordu. İran üzerine gelen propaganda makinasına aynı yöntemle cevap verecekti. Son iki yıldır günde 24 saat İngilizce ve Arapça yayın yapan televizyon kanalarını uydu üzerinden devreye sokmuştu. Press Televizyon bunlardan en önemlisiydi. Press TV Genel Müdürü Doktor Muhammed Sarafras'la basının gücünü konuşuyoruz. Bir sabah CNN'nin tüm Dünya'ya yalan bir haberi nasıl servis ettiğini anlatıyor.
Muhammed SARAFRAS: "Bu yalan haberlere bir örnekti. CNN, İran Donanması'nın Amerikan donanmasına ait gemileri taciz ettiğini görüntülerle Dünya'ya duyurdu. Böyle bir durum yoktu. Daha sonra ortaya çıktı."
Geçtiğimiz ay, tesadüf bu ya, tam da Bush'un Ortadoğu gezisi öncesinde İran Devrim Muhafızları'na ait beş tekne Hürmüz Boğazı'nda Amerikan Deniz Kuvvetleri'ne ait beş gemiyi taciz ediyor. Görüntüler özel bir şekilde montajlanıyor ve İran kınanıyor. Aynı gün içinde görüntülerin asılları ortaya çıkıyor ve tacizin söz konusu olmadığı anlaşılıyor. 24 saat Arapça yayın yapan Al-Alem Televizyonu yetkilisi Hasan Abedini "Hedef ülkelerin imajıyla oynanıyor." diyor.
Hasan ABEDİNİ: "Batılı gazeteciler gerçekleri yansıtmıyorlar. Batının elindeki haber ajansları ve kitle iletişim araçları İran'ı sürekli bombardımana tutuyorlar. İran'la ilgili tüm haberler karanlık bir imajı yansıtır."
Muhammed SARAFRAS: "Amerika'da bile izleyiciler artık bu haberlerin fabrikasyon olduğunun farkına varmaya başladılar. Artık insanlar, hikayenin hep tek tarafının onlara aktarıldığının farkına vardılar."
İran'ın karanlık imajının yayılmasında kadının kullanıldığını söylüyorum. Gerek şeriat mahkemeleri kararları, gerekse kırbaçlanan kadınlar bu imajı kuvvetlendirmiyor mu?
Muhammed SARAFRAS: "Bakın burada kadınların %64'ü üniversiteye gidiyor. İran'da kadınların %64'ü üniversitede okuyor."
Soruyu cevaplamıyor, ben tekrarlıyorum.
Banu AVAR: "Amerika ve Avrupa medyasında İran diyince kara çarşaflı kadın simge olarak kullanılıyor. Bununla nası mücadele diyorsunuz?"
Muhammed SARAFRAS: "Bakın İran'da kadınlar sosyal hayatın içindedirler. Her meslek grubundalar ve çok aktifler."
......