Büyük önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk aramızdan ayrılalı 71 yıl oldu: Şükran, gurur ve özlemle anıyoruz

by Cem Kefeli 9. Kasım 2009 13:10

Atatürk - 10 KasımGazi Mustafa Kemal Atatürk (1881, Selânik - 10 Kasım 193, İstanbul)
Türk asker ve devlet adamı... Türk Kurtuluş Savaşı'nın önderi... Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve ilk cumhurbaşkanı... Birinci Dünya Savaşı sonrası Anadolu'da başlayan Ulusal Bağımsızlık Mücadelesi'nin askeri, fikri ve siyasi dehası... Modern Türkiye Cumhuriyeti'ni oluşturan devrimleri ve reformları gerçekleştiren eşsiz lider... Kor iken küle dönmüş bir milletin, silkinip canlanmasına, kendini bulmasına önderlik eden ileri görüşlü büyük insan... Az zamanda çok işler başaran, başardıklarını dahi kafi görmeyip milletinin daha fazla refah içerisinde yaşamasına hasret, erişilmez bir özveri... Tüm dünyanın kabul ettiği bir ileri görüş ve yüksek bir önsezi... Barışı, savaştan ayıran bunu da bağıra bağıra tüm dünyaya "Yurtta sulh, cihanda sulh!" diyerek ilan eden bir asker... Çanakkale Savaşları'nda hayatını kaybeden düşman askerleri için "Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar, burada dost bir vatanın bağrında bulunuyorsunuz. huzur ve barış içinde uyuyun. sizler mehmetçikler ile yan yana, koyun koyunasınız. uzak diyarlardan evlatlarını bu savaşa gönderen analar, göz yaşlarınızı dindiriniz. evlatlarınız, bizim bağrımızdadır. onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra artık bizim çocuklarımız olmuşlardır." diyebilecek kadar kendisine ve milletine güven duyan, vakur bir lider. Eğitimin önemine gönülden inanmış, öğretmenleri de yeni oluşacak neslin mimarı olarak ilan etmiş bir büyük öğretmen... Çiftçisini milletinin efendisi saymış, milli üretimi hep ön planda tutmuş gerçek bir vatansever...

Cumhuriyetimizin kurucusu, büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ebediyete intikalinin yetmiş birinci yılındayız.
ŞÜKRAN, GURUR ve ÖZLEMLE ANIYORUZ..! 

Gülen Atatürk fotoğraflarını bu anlamlı günde bir araya toparlamak istedim. Daha nicesi var... Sizi gülen bir yüzle başbaşa bırakıyorum...

Gülen Atatürk - Beyaz papyonGülen Atatürk - KravatGülen Atatürk - KalpakGülen Atatürk - MontGülen Atatürk - ŞapkaGülen Atatürk - Salıncak

Şems-i Tebrizi'nin kırk(40) değerli kuralı

by Cem Kefeli 8. Kasım 2009 01:58

Şems-i Tebrizi Mevlana MuhammedŞems-i Tebrizi (شمس تبریزی), Tebriz'de 1185 yılında dünyaya gelmiştir. Asıl adı da Mevlana Muhammed'dir. Melik Dad oğlu Ali adında birisinin oğludur ve "Şemseddin" yani dinin güneşi lakabıyla anılmıştır. Daha küçük yaşlarda, manevi ilimlerde gösterdiği kabiliyetle dikkat çeken Şems, din ilimleri okuduktan sonra, genç yaşlarında Tebrizli Ebubekir Sellaf'a mürid olmuş, ününü duyduğu bütün meşhur şeyhlerden feyz almaya çalışmış ve bu sebeple diyar diyar dolaşmıştır. Bu gezginliğinden dolayı kendisine “Şemseddin Perende” (uçan Şemseddin) denilmiş, ayrıca Tebriz’de tarikat pirleri ve hakikat arifleri ona Kâmil-i Tebrizi adını vermişlerdir.

Şems-i TebriziDaha sonraları Secaslı Şeyh Rukneddin, Tebrizli Selahaddin Mahmut ile mutasavvıf Necmüddin Kübra’nın halifelerinden Centli Baba Kemal'e ilgi duyarak onlara bağlanarak onlardan feyz almıştır. Muhammed'in ahlakını örnek alan Şemseddin-i Tebrizi, devamlı bir arayış içerisinde olmuş, manevi bir işaret üzerine de Mevlana'yı arayıp bulmuştur. Dünyaya, kılık ve kıyafete önem vermeyen Şems, Mevlana ile üç, üç buçuk yıl süren beraberliği neticesinde onun hayatında yeni ufukların açılmasına vesile olmuş, onu ilahi aşkın potasında eriterek, kamil bir Hak aşığı yapmaya muvaffak olmuştur. Şems-i Tebrizi Şam'a döndüğünde, Mevlana Celaleddin için onun yokluğu dayanılmazdır. Buradaki yazımda(Mevlana Celaleddin Rumi - Etme) Şems'in ortadan kaybolması sonucu Mevlana'nın Şems için yazdığı dizeleri vermiştim. Gerçekten çok etkileyici dizeler... Ayrıca bu dizeleri hem Yılmaz Erdoğan'ın hem de Ceyhun Yılmaz'ın sesinden dinleyebilirsiniz. İkisi için de videoları eklemiştim. Konuya geri dönecek olursak, Şems'in varlığını kabullenememiş kimseler, Mevlana Celaleddin'e ileri geri laflar etmişlerdir. Mevlana'nın bu kimselerden birine verdiği cevap şöyledir: "Onun ışığı vurmazdan önce ölü bir nakıştım sadece taş duvarlarınızda. O, elindeki yay ile vurmazdan önce tellerime; hep aynı nameyi çalıp söyleyen, kendi sesine yabancı bir kuru rebaptım. Ben onun avucunda bağlar, bahçeler ağaçlar görür; deryalar gibi geniş, deryalar kadar berrak sular görürüm. Onun avucunda çıkan ağaçların gölgesinde dinlenirim. Lâkin siz bunların hiçbirini göremezsiniz." der. Bir süre sonra Şems, Celaleddin'in oğlu Sultan Veled'in çağrısı üzere Konya'ya geri gelir. Celaleddin, bir daha şehirden ayrılmasın diye, onu bir kızla evlenmeye ikna eder; bu kız Celaleddin'in evinde evlatlık olan Kimya Hatun'dur. Kimya Hatun'a gizliden aşık olan, Mevlana'nın küçük oğlu Alaaddin bu durumu hazmedemez ve Şems aleyhtarlarının yanında yer almaya başlar. Şems'in kendisi için çok değerli gördüğü, belki de en büyük yapıtı, kırk kuralıdır. Şems bu kırk değerli kuralı hayatının bir özü, bir sentezi olarak düşünmektedir. Hayatı boyunca karşılaştıklarının bir özü olarak düşündüğü kırk kuralı kendi azğından bakın nasıl ifade ediyor:Fazlası...

Cumhuriyet Bayramımız kutlu, cumhuriyetimiz sonsuz olsun

by Cem Kefeli 28. Ekim 2009 12:00

Cumhuriyet Bayramı - AtatürkCumhuriyet ilan edileli tam 86 yıl oldu... Bakın bugünden tam 86 yıl önce 28 ve 29 Ekim günlerinde neler yaşandı...

Atatürk, 28 Ekim 1923 akşamı birkaç arkadaşını Çankaya’daki köşküne davet ederek yemek sırasında arkadaşlarına; "Yarın, cumhuriyeti ilan edeceğiz" dedi. Misafirler hiç şaşırmadılar. Zaten böyle bir hareketi bekliyorlardı. Atatürk, Teşkilat-ı Esasiye’ye (Anayasa) konmak üzere şu öneriyi hazırladı: "Türkiye Devletinin yönetim şekli cumhuriyettir. Türkiye Devleti Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur." Böylelikle devletin yeni yönetim şeklinin cumhuriyet olacağına kesin olarak karar verildi. 29 Ekim 1923 akşamı saat 18.45’te TBMM oturumu açıldı. Atatürk’ün önceden hazırlattığı anayasa maddesinin görüşülmesine geçildi. Görüşmeler sonunda öneri kabul edildi. Milletvekilleri ayağa kalkarak üç kez “Yaşasın Cumhuriyet !” diye bağırdılar. 29 Ekim 1923 Pazartesi günü saat 20.30’da ise cumhuriyet ilan edildi. Böylece emekleme dönemini çok ama çok çabuk bitirecek bir çocuk gibi Türkiye Cumhuriyeti tüm gücüyle, dinamizmiyle ve sahip olduğu gelenekleriyle dünyaya gelmiş oldu...

O günlerden devam edelim... Bakın Atatürk o günlerde cumhuriyeti ilan ederken neler diyor:

  • Demokrasi ilkesinin en çağdaş ve en akılcı uygulamasını sağlayan yönetim şekli cumhuriyettir.
  • Cumhuriyet; fikren, ilmen ve bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli muhafızlar ister.
  • Cumhuriyet’i korumak, kollamak, yaşatmak her yurttaşın ödevidir. Cumhuriyete sahip olmak yeterli değildir. Ona layık olmak da gereklidir.
  • Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.Fazlası...

30 Ağustos neyi ifade eder?

by Cem Kefeli 30. Ağustos 2009 00:05

30 Ağustos Zafer BayramıGeçenlerde bir televizyon kanalında 30 Ağustos ile ilgili bazı bilgiler veriliyordu. Programa katılan çok değerli iki tarihçi de vardı. Bir tanesi az sonra anlatacaklarıma adeta isyan edercesine, "Biz senelerdir birşeyler öğretmeye, milletimize tarihini anlatmaya çalışıyoruz. Bu mu olacaktı bunca çabanın sonucu!!!" diyordu. Eğitim anlayışını özden benimsemiş kişiler olduğu daha ilk bakıştan anlaşıyordu bu iki tarihçimizin...

Anlatmak istediğim olay şöyle başladı. TV kanalı bir muhabirini sokağa çıkarmış ve "30 Ağustos nedir? Neye 30 Ağustos denir?" diyerek halkımız ile söyleşi yapmaktadır. Soru gayet başarılı ve özü almayı ifade eden bir şekilde soruluyor bence. Fakat tuhaf olan şudur ki, bu soruya gelen cevaplar hiç de beklediğimiz gibi olmuyor. Cevap verenlerin çok çok büyük bölümü neye 30 Ağustos dediğimizi ve neden kutladığımızın cevabını bir türlü veremiyor. Yani tarihsel süreci bilmediği de buradan anlaşılıyor. Aslında benim bile bu programı izleyene kadar çok fazla bilgim yokmuş 30 Ağustos'un derinliği konusunda. 30 Ağustos'u en derli toplu biçimde 1922 yılında 26 Ağustos'ta başlayıp, 30 Ağustos'ta Dumlupınar'da Mustafa Kemal'in başkumandanlığında zaferle sonuçlanan Başkomutanlık Meydan Muharebesi'ni (Büyük Taarruz) anmak için kutlanan bayram olarak ifade etmeliyiz. İşte bilmemiz gereken süreç de bu tarihler arasıdır ve işin özü burasıdır...

Daha detaylı bilgi için aşağıdaki yazıyı okuyabilir ya da burayı ziyaret edebilirsiniz...
Fazlası...

Hakkımda...


Cem KEFELİ

Electronics and
Telecommunication Eng.
devamı...

Flicker Facebook
Twitter LinkedIn
xing RSS Sitemap

Ne Mutlu Türk'üm Diyene !

Son yapılan yorumlar...

Yasal bir uyarı...

Disclaimer"Bu web sitesinde görmüş olduğunuz bilgilerin, dokümanların ve diğer materyallerin kullanılmasından doğabilecek hiç bir sorumluluktan site sahibi sorumlu tutulamaz. Web sitesi içerisinde yer alan yazılar, yorumlar, resimler ve diğer tüm içerikler yalnızca sahibinin görüşünü yansıtmakta olup içeriğin sahibi kişilerin çalıştığı kurumları bağlayıcı hiç bir nitelik taşımamaktadır. Yapılan tüm alıntılar mutlaka kaynak gösterilerek verilmeye çalışılmaktadır. Web sitesi içerisinde bulunan ilgili materyaller, ilgili kişiler ya da kurumlar tarafından uygun görülmemesi durumda en kısa süre içerisinde kaldırılacaktır."
Cem KEFELI
General